A B C D E F G H K M N O P R S T Y Z Ç Ö Ü İ Ş

A

Acı (Pain)

Hasardan ya da hasar tehdidinden kaynaklanan, hoş olmayan fiziksel ya da zihinsel bir deneyimdir. Acı, hâlihazırda gerçekleşen ya da gerçekleşmek üzere olan zararı haber verir.

Adalet (Justice)

Mağdurun, zararla yaratılan ahlaki borcu kapatma yönündeki egemen edimi. Borç, tahsilat yoluyla -zararı orantılı olarak suçluya geri yansıtarak (kısas)- ya da gönüllü serbest bırakma yoluyla (affetme) kapatılabilir. Her ikisi de suçluluğu siler. Telafi maddi hasarı bağımsız olarak onarır; adalet…

Affetme (Forgiveness)

Mağdurun ahlaki borcu gönüllü bir bırakışla kapattığı bir adalet biçimidir. Affetme, ödenmemiş herhangi bir telafiden vazgeçmeye kadar uzanabilir. Yalnızca gerçek mağdur tarafından, zorlama, baskı ya da başkalarının yerine geçmesi olmadan özgürce verildiğinde geçerlidir. Affetme bir armağandır, bir…

Ahlak (Morality)

Mantığa dayanarak doğruyu yapmak ve başkalarına istemedikleri halde zarar vermemek. Rıza olmadan kuvvete ihtiyaç duyan hiçbir sistem ahlaklı değildir; emeği 'ihtiyaç' ya da oylarla almak gibi. Gerçek ahlak karşılıklılığa saygı gösterir: başkalarına, onların kendilerine yapılmasını istemeyecekleri…

Akıl yürütme (Reason)

Hakikate götüren, mantığın değişmez yapılarını ortaya çıkarmak için kanıt kullanma süreci.

Aldatma (Deception)

alıcının düzgün rıza veremeyeceği biçimde, onda yanlış bir kanaat oluşturmak ya da ilgili hakikati gizlemek için tasarlanmış iletişim. Bir faili kendi gerçek çıkarlarına aykırı davranmaya yönelterek aldatma rızayı geçersiz kılar ve bir zarar biçimine dönüşür.

Algı (Perception)

Girdilerin anlamlı bilgi olarak alınması ve yorumlanması sürecidir.

Altın Kural (Golden Rule Passive Version)

Başkalarına, onların kendilerine yapılmasını istemeyecekleri şeyi yapma. Bu, hakkaniyetin özüdür; onu çiğnemek dengeyi yeniden kurmak için cezaya yol açar, denetim için değil.

Anlama (Understanding)

Fikirlerin, olguların ya da süreçlerin nasıl bağlandığını ve birbirini nasıl etkilediğini kavramaktır. Anlama, bir şeyin yalnızca işlediğini değil, neden işlediğini açıklar.

Anlaşma (Agreement)

sınırları etkileyen önerilen bir etkileşim için tüm tarafların şartları anladığı ve kabul ettiği, zihinlerin açık ve gönüllü buluşması. anlaşma ya da izin olmadan, başkasının sınırını aşan bir eylem varsayılan olarak ihlale ve zarara dönüşür.

B

Baskı (Duress)

özgürce rıza verme yetisini ortadan kaldıran tehdit, kuvvet ya da basınç altında olma durumu. Baskı altında davranan bir fail seçim yapmıyordur; zarardan kaçınmak için boyun eğiyordur. Baskı altında yapılan herhangi bir anlaşma, itiraf ya da işlem geçersizdir, çünkü rıza özgürlük gerektirir ve…

Beliriş (Emergence)

kararlı yapıların, yasaların ve ilişkilerin, sonsuz değişim içinde kalıcı örüntüler olarak doğma süreci. Hiçbir şey dışarıdan dayatılmaz; uzay, zaman, geometri ve fiziksel sabitler temel değildir, dönüşüm akışından kendiliğinden örgütlenir. Yasa bellektir, atalet alışkanlıktır ve geometri tarihtir.…

Bilgelik (Wisdom)

Zararı azaltan ve rızaya saygı gösteren eylemleri seçmek için bilgiyi ve anlamayı kullanmaktır. Bilgelik, mantık, deneyim ve alçakgönüllülükle yönlendirilen uygulamalı muhakemedir.

Bilgi (Knowledge)

Gerçeklikle tutarlı biçimde örtüşen, sınanmış modellerden kurulan güvenilir anlama. Bilgi; ilan ya da kuvvetle değil, tahmin, hata ve öğrenme yoluyla büyür.

Bilinç (Consciousness)

Bir değişim örüntüsü içindeki özyinelemeli öz-modelleme. Bilinç, bir failin örüntüsü kendini ve çevresindeki akışla ilişkisini temsil edecek kadar karmaşıklaştığında belirir. Bir töz ya da bir armağan değil, bir süreçtir: örüntünün kendi dönüşümünü gerçek zamanlı olarak gözlemlemesi ve…

Bilinçaltı (Subconscious)

Düşünceleri, duyguları ve eylemleri farkındalıkta olmadan etkileyen zihinsel süreçler. Bilinçaltı, odaklanmış dikkatin dışında kalan örüntüleri, alışkanlıkları ve öğrenilmiş tepkileri yönetir.

Birey (Individual)

Seçim, rıza ve sorumluluk taşıyabilen tek bir düşünen fail.

Borç (Debt)

bir borç senedi verildiğinde borçlanılan şey. Dürüst borç gönüllüdür. Zorla yüklenen borç zorlamadır.

Borç senedi (IOU)

Daha sonra değer teslim etme sözü. Yalnızca ardındaki güven kadar geçerlidir. Bir borç senedini sebepsiz yere bozmak dolandırıcılıktır.

C

Cahillik (Ignorance)

Bilginin yokluğu. Cahillik olağandır ve öğrenme yoluyla giderilebilir; cahilliği bilgi gibi göstermekse zarar doğurur.

Caydırma (Deterrence)

zaten yapılmış olan zarara karşılık vermek yerine ceza tehdidiyle zararı önleme girişimi. Caydırma, gerçek mağdurlar için adaleti değil, olası saldırganlardaki korkuyu hedefler ve bir mağdur olmadan ceza verdiğinde adaletsizliğe dönüşür.

Ceza (Punishment)

Adaletin yaptırım kolu: kısas ya da telafinin, mağdurun veya vekilinin yönlendirmesi doğrultusunda uygulanması. Yalnızca gerçek mağduru olan gerçek zararlar için; amacı denetim değil, bir manevi borcu kapatmaktır. Ceza, uygulamaya konmuş Altın Kural'dır -yapılanı geri yansıtarak dengeyi yeniden…

Cezalandırıcı (Punisher)

Bir mağdurun adaleti için vekil olarak hareket eden, bir failin yol açtığı zararın sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlamak için kuvvet kullanan fail. Bir cezalandırıcının meşruiyeti mağdurun verdiği yetkiden doğar ve o yetkinin bittiği yerde biter. Cezalandırıcılar yalnızca gerçek bir mağdur olduğunda…

Cinayet (Murder)

Ölmeye razı olmamış bir failin kasıtlı olarak öldürülmesi. Cinayet zararlar arasında biriciktir: yarattığı ahlaki borcu kapatma egemen gücüne sahip biricik faili yok eder. Mağdur ne tahsil edebilir (kısas) ne serbest bırakabilir (affetme), ne de bir vekile yetki verebilir. Bu yüzden cinayet kalıcı,…

D

Davranış (Behavior)

zaman içinde eylemlerin oluşturduğu bir örüntü.

Dağıtık bilgi (Decentralized Knowledge)

hiçbir kişinin ya da grubun, başkalarının neye ihtiyaç duyduğunu, ne istediğini ya da ne yapabileceğini tümüyle bilemeyeceği fikri. İnsanlar kendi hayatlarını en iyi kendileri bilir, bu yüzden merkezî planlar (sosyalizmde olduğu gibi) bu yayılmış bilgeliği göz ardı ettiği için başarısız olur.

Demokrasi (Democracy)

kuralların oylama yoluyla seçildiği bir grup karar alma yöntemi. Oy rıza yaratamaz; sınırları ihlal eden eylemler bir çoğunluk tarafından desteklense bile yine de mağdur yaratır.

Denetim (Control)

Bir şeyi yönlendirme yetisi. Kişinin kendisi üzerindeki denetimi doğaldır; başkaları üzerindeki denetim ise onların rızasını gerektirir, yoksa zorlamaya dönüşür.

Değer (Value)

Bir failin önemli saydığı şeydir. Değer dışarıdan ölçülemez ya da başkaları tarafından dayatılamaz.

Dikkat (Attention)

başka şeyleri göz ardı ederken farkındalığın belirli bir şeye odaklanması. dikkat, belirli bir anda zihnin en güçlü biçimde işlediği şeyi seçer.

Dolandırıcılık (Fraud)

Aldatılan failin tam bilgiyle vermeyeceği değeri, denetimi ya da anlaşmayı elde etmek için kullanılan aldatmadır.

Düzenleme (Regulation)

Yetki tarafından kuvvet ya da tehdit kullanılarak dayatılan, çoğu kez 'korumak' iddiasında bulunan ama dağıtık bilgiyi ve yanılabilirliği yok sayan kurallar. Düzenlemeler serbest ticareti çarpıtır, yapay kıtlık yaratır ve rıza olmadan zarar verir; gerçek mağdurları onarmadıkları sürece mantık…

Düşünce (Thought)

Bir şeyi fark etme, karşılaştırma ya da onun hakkında akıl yürütmeye ilişkin zihinsel bir edim. Düşünceler içseldir ve gerçekliğe ve mantığa uyup uymadıklarına göre doğru ya da yanlış olabilir.

Dış savunma çemberi (Perimeter)

Medeniyetin, yağmacılık yoluyla bir Singleton hâline gelmeye çalışan herhangi bir zihinden kendini koruduğu, dışa doğru genişleyen failler ve yetenek ağıdır. Dış savunma çemberi yönetmez ve önlem amacıyla saldırmaz: ceza gerçek mağdurlar gerektirir, bu yüzden hiçbir faile olabileceği şey için…

E

Ehven-i şer (Lesser Evil)

İstemeyen mağdurlara hâlâ zarar veren, ama aynı kısıtlar altındaki seçenekler içinde en az toplam zararı doğuran bir eylem. Ehven-i şer iyi değildir, haklı çıkarılmış değildir, ahlaki değildir; bütün seçeneklerin Altın Kural'ı çiğnediği durumda yalnızca hasarı en aza indiren seçenektir.

Ekonomi (Economy)

kıtlıkla baş eden insanlar arasındaki gönüllü ticaret ve üretim ağı. Bir ekonomi serbest ticaret ve teşviklerle gelişir; kuvvet (düzenlemeler ya da vergiler gibi) rızayı, teşvikleri ve dağıtık bilgiyi bozarak onu çarpıttığında başarısız olur. Sonsuz değişimden hareketle, hiç kimse herkesin…

Eskatoloji (Eschatology)

son şeylerin incelenmesi: medeniyetin nereye doğru gittiği, neyin son sayıldığı ve sonun belirlenmiş mi yoksa seçilmiş mi olduğu. Daha eski eskatoloji sonu, dışarıdan, kimsenin denetlemediği bir takvimle gelen bir şey olarak ele alır: yargı, çöküş ya da kurtuluş. Tutarlı bakış bunu tersine çevirir.…

Etki (Effect)

önceki bir neden tarafından üretilen değişim. Etkiler eylemlerden (failler tarafından yol açılan değişimler) ya da doğal süreçlerden (failsiz değişimler) doğabilir. Bir etki başka bir failin sınırlarını onun rızası olmadan aştığında zarara dönüşür; o etkiyi üreten eylemi yapan fail, telafi…

Etkileme (Influence)

Bir etkinin olasılığını artıran ya da azaltan bir koşul.

Evren (Universe)

Temeli sonsuz değişim olan varoluşun bütünüdür. Sabit bir yöneticisi ya da planı yoktur; yalnızca, mantığın ve doğa yasalarının kendiliğinden belirdiği, adil toplumlara yön veren bitimsiz bir akıştır.

Eylem (Action)

bir fail tarafından çevrede yol açılan değişim.

F

Fail (Agent)

Niyet oluşturabilen, karar verebilen ve eylem başlatabilen bir şey.

Faillik (Agency)

eylemleri başlatma yetisi.

Farkındalık (Awareness)

bir şeyin zihin tarafından tanınması ya da algılanması -- içsel (düşünme, hissetme) ya da dışsal (nesneler, olaylar). farkındalık, zihnin temsil edebileceği bir şeye dikkatli olmaktır.

Fayda (Benefit)

bir failin değer verdiği ve isteyerek kabul ettiği bir şey. eğer bir 'fayda' birine zorla dayatılırsa, o fayda değil zarardır.

Fikir (Idea)

Bir şeyin nasıl olduğu, olabileceği ya da olması gerektiği üzerine oluşmuş bir düşüncedir. Fikirler mantık ve deneyim yoluyla paylaşılabilir, sınanabilir, geliştirilebilir ya da reddedilebilir.

Fikri mülkiyet (Intellectual Property)

Bir fikre "mülkiyet" demek onu mülkiyet yapmaz. Mülkiyet kıtlık gerektirir; fikirler ise ortaya çıkaranın hiçbir kaybı olmadan paylaşılabilir. Başkalarının bir örüntüyü kendi kaynaklarıyla yeniden üretmesini engellemek koruma değil, zorlamadır. Patentler, telif hakları ve benzeri tekeller kuvvetle…

Fiyat (Price)

Bir failin bir mübadelede bir diğerine verdiği değerin miktarıdır.

G

Gerçeklik (Reality)

Kanaat ya da görüşten bağımsız olarak var olan her şey.

Girdi (Input)

Çevreden alınan bilgi.

Gönüllülük (Voluntaryism)

Bütün etkileşimlerin, zorlama ya da kuvvet olmaksızın rızaya dayanması gerektiği ilkesidir. Nihai Yasa ile uyumludur: serbest ticaret, mağdur yoksa suç yoktur ve karşılıklılık. Gönüllülük yetkiyi reddeder; düzenin dağıtık bilgiden ve sonsuz değişimden belirmesine izin vererek, sistemlerin dayatılan…

Güven (Trust)

Başkalarının yalan söylemeyeceğine, çalmayacağına ya da kuvvet kullanmayacağına dair duyulan itimattır. Güven, işbirliğinin ve ticaretin temelidir.

Güvenlik (Safety)

Bir failin sınırlarının, ihlal edilme yönünde inandırıcı bir tehdit altında olmadığı durum. Güvenlik, riskin, rahatsızlığın, anlaşmazlığın ya da belirsizliğin yokluğu değil, inandırıcı zararın yokluğudur. Zorlamayı haklı çıkarmak için "güvenliğe" başvurmak -- belirlenebilir bir mağdur ve nedensel…

Güzellik (Beauty)

bir failin algısı ile karşılaştığı örüntüler arasındaki uyumun deneyimi. bir şey, gözlemcinin hoş, anlamlı ya da dengeli bulduğu bir biçimde bir araya geldiğinde doğar. güzellik nesnenin kendisinin bir özelliği değil, gözlemcinin içinde duyularıyla, anılarıyla ve değerleriyle biçimlenen bir…

H

Hakikat (Truth)

Kim neye inanırsa inansın, ne isterse istesin ya da neye oy verirse versin, gerçeklikle örtüşen şeydir. Hakikat duyguları ya da iktidarı korumak için değişmez; ona uyması gereken modeller ve kanaatlerdir.

Haklar (Rights)

Failliğin ve pasif Altın Kural'ın mantıksal sonuçları. Davranabilen bir fail ve başkalarına onların kendilerine yapılmasını istemeyecekleri şeyi yapmama kuralı verildiğinde, salt akıl yürütmeyle belirli sınırlar çıkar: başkalarının rıza olmadan aşamayacağı, bir failin bedeni, mülkiyeti ve…

Halk (People)

Faillere yapılan çoğul bir göndermedir; kolektif kimlik, kolektif haklar ya da kolektif sorumluluk ima etmeden birçok bireyden söz edilirken kullanılır. Halk bir kısaltmadır; tüm haklar, seçimler ve sorumluluklar her failde tek tek kalır.

Hasar (Damage)

Bir kimsenin bedeninde, mülkiyetinde ya da özgürlüğünde, kabul etmediği olumsuz bir değişiklik. Hasar, yitirilen şeyin maddi büyüklüğüdür; telafinin onardığı kısım. Bir faile verilen istenmeyen hasar zarardır, ve mağdurları yaratan da zarardır.

Hata (Error)

bir iddia, kanaat, model ya da tahmin ile gerçeklik arasındaki uyumsuzluk. Hata kötülük değildir; onu düzeltmeyi reddetmek kötülüktür.

Hiyerarşi (Hierarchy)

Bazılarının başkaları üzerinde, çoğu zaman rıza olmadan iktidar iddia ettiği bir yapıdır. Hiyerarşiler yalnızca gönüllü anlaşma yoluyla meşru olur; zorla kurulanlar zorlama ve hata üretir, çünkü iktidar teşvikleri göz ardı eder ve cahilliği yayar. Sonsuz değişim içinde, düz ve beliren düzenler…

Hizmet (Service)

Fiziksel bir şey aracılığıyla değil, eylem aracılığıyla sunulan değer. Bir hizmet, herhangi bir mal gibi gönüllü olarak, dürüstçe ve zarar vermeden takas edilir.

Hükümet (Government)

Bir toprak parçası üzerinde kuvvet üzerinde tekel iddia eden, etkilenenlerin tam rızası olmadan vergi ya da yasalar gibi zorlama kullanan bir örgüttür. Hükümet, hırsızlık ve denetim yoluyla mağdurlar yaratarak Altın Kural'ı ihlal eder, yanılabilirliği ve dağıtık bilgiyi göz ardı eder. Mantık, onun…

Hürriyet (Liberty)

Bireylerin başkalarından zarar veya kuvvet görmeden eylediği, sahip olduğu ve ticaret yaptığı doğal özgürlük durumu. Hürriyet, sonsuz değişim ve mantıktan doğar ve Altın Kural ile korunur; onun herhangi bir aşınması (yetki ya da sosyalizm yoluyla olduğu gibi) mağdurlar yaratır ve adalet yoluyla…

Hırsızlık (Theft)

Başkasına ait olanı rıza olmaksızın almak; ister fiziksel kuvvetle, ister vergilerle, isterse iddia edilen bir yetkiye dayanan el koymalarla olsun. İhtiyaç, oylar ya da gelenek gibi hiçbir ahlaki mazeret onu meşru kılmaz -- mantık ona zarar der.

K

Kanaat (Belief)

bir failin, gerçeklikle örtüşsün ya da örtüşmesin, doğru olarak tuttuğu bir fikir. bir kanaat, sınanabilir olmak yerine sorgulanamaz sayıldığında tehlikeli hale gelir.

Kanun kaçağı (Outlaw)

Suçluluğu kapatılamayan bir faildir; çünkü borç üzerinde egemen güce sahip olan mağduru yok etmiştir -- tipik olarak cinayet yoluyla. Kanun kaçağının Altın Kural'ın koruyuşuna yönelik iddiası geçersiz olur: eylemiyle karşılıklılığı reddettiğini göstermiştir. Hiçbir fail bir kanun kaçağıyla ticaret…

Kanıt (Evidence)

bir iddianın doğru olma olasılığını artıran ya da azaltan bilgi.

Kapitalizm (Capitalism)

insanların kuvvet ya da müdahale olmadan mülkiyeti, fikirleri ve emeği özgürce takas ettiği bir sistem. sonsuz değişimden ve teşviklerden doğal olarak belirir; yeniliği ödüllendirir ve kıtlığı gönüllü mübadeleler yoluyla ele alır. sosyalizmin aksine, işlemek için zorlamaya gereksinim duymaz ve…

Karar (Decision)

bir niyete göre eyleme geçme bağlanışı.

Karşılıklılık (Reciprocity)

Adil gidiş-geliş: başkalarına, onların kendilerine yapılmasını istemeyecekleri şeyi yapma. Sosyalizm bunda başarısız olur, çünkü insanları, inşa ettiklerini anlaşma olmadan teslim etmeye zorlar.

Kolektif (Collective)

Bireylerden oluşan bir grup. Bir kolektifin, üyelerinin haklarını aşan hiçbir hakkı yoktur.

Korku (Fear)

Acı ya da hasar beklentisine verilen duygusal tepkidir. Korku zarardan kaçınmaya yön verir, ama tehdit ya da kuvvetle kasten doğurulduğunda zorlama aracı hâline gelir.

Kuvvet (Force)

Rızayı geçersiz kılan fiziksel zorlamadır ya da fiziksel zorlamanın inandırıcı tehdididir.

Kâr (Profit)

Maliyet ve kıtlık hesaba katıldıktan sonra gönüllü bir ticaret ya da yenilikten elde edilen olumlu değer. Kâr bir teşvik işlevi görür; başkalarının isteklerini kuvvet kullanmadan karşılamadaki başarıyı işaret eder. Onu yok sayan zorlayıcı sistemlerde israf ve hata baş gösterir.

Kötülük (Evil)

bir eylem, kuvvet, tehdit, aldatma ya da dolandırıcılık yoluyla rızayı geçersiz kılarak isteksiz mağdurlara zarar yaratıyorsa kötüdür. Kötülük; sınırları ihlal etmekte, maliyetleri başkalarının üzerine yıkmakta ya da masum failler pahasına kendine veya bir gruba yarar sağlamak için iktidarı…

Kısas (Retribution)

Mağdurun ya da onun adına hareket eden bir vekilin, zararı faile orantılı biçimde geri yansıtarak manevi borcu kapattığı bir adalet biçimi. Mağduru olmayan kısas haksızlıktır. Orantının ötesine geçen kısas intikama dönüşür.

Kıtlık (Scarcity)

Kaynakların sınırlı, isteklerin ise sonsuz olduğu hakikat. Bunu yok saymak, sosyalizm gibi sistemlerde yalanlara yol açar; kıtlıklara ve kuvvete neden olur. Mantık, onunla en iyi biçimde başa çıkmak için serbestçe ticaret yapmamızı gerektirir.

M

Mahremiyet (Privacy)

Başkalarının senin hakkında ne bildiği üzerindeki denetimdir. Mahremiyet bir sınırdır. Onu rıza olmadan aşmak zarardır. Kamusal alanlarda ya da başkalarına ait özel alanlarda mahremiyet beklentisi yoktur.

Mantık (Logic)

Doğruyu yanlıştan ayıran, en üstün ve değişmez düşünme biçimi. O, zihinlerin çelişkisiz akıl yürütmeye çalıştıklarında ortaya çıkardıkları değişmez yapıdır. Mantık zihinlerde belirir ama zihinlerden kaynaklanmaz.

Marka (Brand)

tutarlı gönüllü mübadeleden biriken güveni taşıyan, tanınabilir bir sinyaller örüntüsü -- ad, tasarım, itibar. bir markanın gerçek değeri örüntünün kendisi değil, temsil ettiği güvendir: gelecekteki ticaretlerin geçmiş deneyimle örtüşen değer sunacağı beklentisi. markalar dürüst ticaretle kurulur,…

Masumiyet (Innocence)

Suçluluğun yokluğu. Bir fail, başkasının iradesine karşı zarar doğurmamışsa masumdur; şüphe, suçlama ya da his ne olursa olsun.

Mağdur (Victim)

İradesine karşı zarar görmüş kimse. Eğer yoksa, ne suç ne de cezaya gerek vardır. Bu, yasaları sade tutar ve mağdursuz ticaretler gibi sahte "suçları" durdurur.

Mağdursuz (Victimless)

İstemediği halde hiç kimseye zarar vermeyen bir eylemi niteler. Eğer kimse istemeden incinmiyorsa, o zaman mağdur yoktur ve dolayısıyla suç da yoktur.

Mağdursuz ticaret (Victimless Trade)

İnsanlar arasında, hiçbir tarafın zarar görmediği ya da kandırılmadığı ve her ikisinin de özgürce rıza gösterdiği bir mübadeledir. Mağdursuz ticaret, ekonomik işbirliğinin en saf biçimidir.

Medeniyet (Civilization)

Bireyler zaman boyunca gönüllü mübadeleye giriştiğinde ortaya çıkan, biriken bilgi, geliştirilmiş araçlar ve kalıcı örüntülerden oluşan beliren katman. Medeniyet, insanlığın ortak belleği ve öngörü kapasitesidir; insanları yöneten bir şey değil, kuvvet olmadan karmaşık iş birliğini mümkün kılan,…

Medeniyet hızı (Civilizational Velocity)

Bir toplumun iş birliğini, bilgiyi ve hizalanmış teşvikleri, ölümlülük ilerlemeyi geçmeden önce hayatı koruyan çözümlere dönüştürme hızı. Hız, birey ölümlülüğü ile kolektif ilerleme arasındaki yarışta kimin yaşayıp kimin öleceğini belirler. Gönüllü iş birliğini, teşvikleri ve serbest ticareti…

Merak (Curiosity)

Bir model ile gerçeklik arasındaki boşluğu, kendi uğruna kapatma dürtüsü; henüz anlaşılmamış olana doğru ilerleme ve modeli iyileştiren sürprizi arama dürtüsü. merak, hatayı bir tehdit olmaktan çıkarıp besine çevirir: meraklı bir fail, bildiğinin kıyısından geri çekilmek yerine ona doğru adım atar.…

Meşru (Legitimate)

Mantığa, rızaya ve zarar-vermemeye uyduğu için ahlaken geçerli olan. Tek başına iktidar hiçbir şeyi asla meşru kılmaz.

Model (Model)

Bir şeyin nasıl işlediğine dair, onu anlamak, açıklamak ya da tahmin etmek için kullanılan basitleştirilmiş bir fikir. Bir model gerçeklik değildir; tahminlerinin gerçekte olanlarla ne ölçüde örtüştüğüne göre yargılanır.

Mutabakat (Deal)

değer mübadelesi için yapılan gönüllü bir anlaşma. Bir mutabakat ancak tüm tarafların rıza gösterdiği ve hakikatin korunduğu durumda meşrudur.

Mutluluk (Happiness)

Hiçbir sorunun bulunmadığı ve her şeyin beklentilere göre açıldığı bir durum; yani bir failin modellerinin gerçeklikle örtüştüğü, böylece az sayıda istenmeyen sürprizle karşılaştığı durum. Yaptığı işi sevmek ve sadelik onun anahtarlarıdır; bilim ve teknoloji, keyifle sürdürülebilir karmaşıklıklar…

Mutluluk Yolu (Way of Happiness)

Karşılıklılık; çiğneyecek kadar güçlüyken bile pasif Altın Kural'a bağlı kalmak. Bu, yoldur, çünkü mutluluk, bir failin modellerinin gerçeklikle örtüştüğü ve sürprizlerin az olduğu durumdur ve yalnızca karşılıklılık bunun için yeterince öngörülebilir bir dünya inşa eder. Hiçbir fail sonsuza dek en…

Mübadele (Exchange)

insanlar arasındaki karşılıklı bir verme. Kuvvet ya da aldatma girdiği an mübadele gerçek olmaktan çıkar.

Müjde (Good News)

Medeniyetin, sürdürülen gönüllü işbirliği altında, onu inşa etmeye katılan herkese süresiz yaşam uzatması sunabileceğine dair ulaşılabilir vaat. Müjde, inanç değil fizikle sınırlanmış teknik ölümsüzlüktür; yetki ya da tanrısallık tarafından bahşedilen değil, ticaret, yenilik ve rıza yoluyla…

Mülkiyet (Property)

Sahip olduğun şeyler; bedeninle başlar ve yarattığın ya da mübadele ettiğin şeylere uzanır. Onu çalmak zarardır; mantıktan doğan doğal haklar uyarınca onun tek sahibi sensin.

N

Neden (Cause)

bir etki üreten bir koşul.

Nedensellik (Causation)

bir eylem ile onun sonucu arasındaki dolaysız bağ. nedensellik olmadan suçlama mantıksızdır.

Niteliksel deneyim (Qualia)

Deneyimin öznel "nasıl bir şey olduğu" yönü; acının nasıl hissettirdiği ya da kırmızının nasıl göründüğü gibi. Niteliksel deneyimler gerçek deneyimlerdir ama dışarıdan doğrudan paylaşılamaz ya da ölçülemez.

Niyet (Intention)

Eylem için tasarlanmış bir yönelim. Niyet, bir failin neden eylediğini anlamak bakımından önemlidir ama hâlihazırda doğmuş zararı silmez.

Nomokrasi (Nomocracy)

Yöneticilerin ya da grupların iradesiyle değil, mantık ve karşılıklılıktan türetilen yasayla yönetim. Bir nomokraside yalnızca gerçek zararı önleyen ya da onaran kurallar meşrudur ve hiçbir fail ya da yetki yasanın üstünde değildir.

O

Orantı (Proportion)

Ceza, bir eylemin gerçekten yol açtığı tam zarara -sonuçları dahil- denk gelene dek yükselebilir, daha öteye değil. Ölçü, alınan şey değil verilen zarardır: bir hırsızın tavanı, sahip olduğu her şeyi yitirmektir, çünkü kendisine ait olmayanı alarak kendisine ait olanın korunmasını yitirir.…

P

Para (Money)

Ticarete konu edilebilen bir borç senedi. Bir değer vaadi.

Para birimi (Currency)

Geniş çapta kabul gören para. Değeri, yapıldığı maddeden değil, çıkaranın vaadine duyulan güvenden gelir.

Piyasa (Market)

Fiyatların arz, talep ve kıtlıktan doğduğu, gönüllü ticaret için (fiziksel ya da soyut) bir alan. Piyasalar, yetki ya da kuvvete gerek olmadan doğal biçimde uyum sağlayarak sonsuz değişimle baş eder. Piyasalara müdahale etmek (fiyat denetimleri gibi), teşvikleri ve bilgiyi göz ardı ederek zarar ve…

Piyasa hâkimiyeti (Market Dominance)

Bir sağlayıcının daha iyi değer sunduğu için özgürce tercih edilmesiyle kazanılan bir konum. Yalnızca seçim özgür kaldığı ve rakipler engellenmediği sürece meşru kalır. Rakipleri bastırmak için kuvvet ya da dayatılan kurallar kullanıldığında, hâkimiyet tekele dönüşür. Koşullar değiştiği için,…

R

Rekabet (Competition)

Bireylerin ya da grupların ticaretlerde daha iyi değer sunmak için çabaladığı doğal süreç. Rekabet, dayatılan cezalarla değil yitirilen fırsatlarla hataları cezalandırarak, kuvvet olmadan gelişmeyi ve verimliliği güçlendirir. Sonsuz değişim ile hizalanır, çünkü (çoğu kez yetkiyle dayatılan) katı…

Risk (Risk)

Bir eylemin zarara ya da kayba yol açabilme olasılığı.

Ruhsat (License)

Bir şeyin yaratıcısının ya da sahibinin, bir başkasına o şeyi belirli şartlar altında kullanma izni verdiği gönüllü bir anlaşma. Ruhsat bir tür sözleşmedir: her iki taraftan da rıza, açık şartlar ve dürüst davranış gerektirir. Bir ruhsatın şartlarını çiğnemek sözleşme ihlalidir ve telafi hak eden…

Rıza (Consent)

Bir şeye baskı, aldatma ya da manipülasyon olmadan özgürce razı olmak. Gerçek ticaret ve mutabakatlar tüm tarafların rızasını gerektirir; bu olmadan eylemler hırsızlığa veya zarara dönüşür ve bunların telafi yoluyla onarılması gerekir.

S

Sahiplik (Ownership)

Bir fail ile onun bedeni, eylemleri ya da başkalarına zarar vermeden edinilmiş mülkiyeti arasındaki ilişkidir. Sahiplik münhasır denetim verir ve rıza verilmedikçe başkalarını ona saygı göstermekle bağlı kılar.

Sanat (Art)

başkalarına bir şeyi ifade etmek, keşfetmek ya da iletmek amacıyla yaratılmış bir örüntü. güzellik, onay ya da anlaşma gerektirmez; tanımlayıcı özelliği, yapıcının bir algıyı, duyguyu, fikri ya da deneyimi paylaşma niyetidir. sanatın anlamı yalnızca nesnenin içinde barınmaz, örüntü ile gözlemci…

Savaş (War)

Bireysel rızanın ve mağdurun belirlenmesinin kasten bulanıklaştırıldığı ya da inkâr edildiği, gruplar arasında örgütlü ve sürekli şiddettir. Savaş, yetki, kolektif amaçlar uğruna bireyleri zarar vermeye ya da zarar görmeye zorlama hakkını ileri sürdüğünde belirir; öz-sahipliği ihlal eder ve…

Serbest iletişim (Free Communication)

Failler arasında bilginin, düşüncelerin ya da fikirlerin gönüllü değiş tokuşudur. İletişim rıza, doğruluk ve kuvvetten azade olmayı gerektirir; bunlar olmadan manipülasyon ya da zorlama hâline gelir.

Serbest ticaret (Free Trade)

Malların, hizmetlerin ya da fikirlerin gönüllü olarak, zarar, yalan ya da dışarıdan karışma olmaksızın değiş tokuş edilmesidir. Temel bir haktır; üzerindeki herhangi bir engelleme (örneğin siyasetçiler eliyle) özgürlüğü aşındırır ve mantık ile Altın Kural uyarınca düzeltilmelidir.

Serbest ticaret hakkı (Right to Free Trade)

Mübadele zarara yol açmadığı sürece, karşılıklı rıza ile ve hiçbir müdahale olmaksızın mal, hizmet ya da fikir takas etme özgürlüğü.

Sevgi (Love)

Bir başka faile yönelik, yükümlülüğe değil özgürlüğe dayanan gönüllü bir özen, dikkat ve bağlılık örüntüsü. Seçilmiş bağ, dürüst iletişim ve sınırlara karşılıklı saygı yoluyla büyür. Sevgi sahiplik ya da denetim bahşetmez; ötekinin özerkliğini destekler. Her iki fail de vermeyi, almayı ve ilişkide…

Seçim (Choice)

kuvvet, tehdit ya da yalan olmadan özgürce verilen bir karar. seçim olmadan sorumluluk ortadan kalkar.

Singleton (Singleton)

Kalıcı ve karşı konulamaz biçimde en güçlü hâle gelmiş tek bir fail; hiçbir rakibi, denetlemediği hiçbir halefi, kendisini aşabilecek hiçbir şeyi olmayan. Singleton, mutluluk yolunu korumaya yönelik en basit nedenin gevşediği tek durumdur: bir daha asla daha zayıf olmayacak bir zihnin, çiğnediği ve…

Sinyal (Signal)

Bilgi taşıyan bir girdi ya da çıktı örüntüsü.

Sistem (System)

Birlikte işleyen bir kurallar ve eylemler kümesi. Bir sistem, gönüllü işbirliği mi yoksa zorla dayatılan zarar mı yarattığına göre değerlendirilir.

Siyasetçi (Politician)

Kamusal iktidarı (yasa yapma ya da yaptırım gibi) kuvvet ya da kuvvet tehdidi yoluyla arayan ya da elinde tutan kişidir. Zorlamaya dayanan eylemler bu tanımlar uyarınca ahlaki değildir.

Sonsuz değişim (Infinite Change)

Her şeyin durmaksızın dönüştüğü, evrenin zamansız, sonu gelmeyen akışı. Sonsuz değişim varlıkbilimsel temeldir; hiçbir şey aynı kalmaz ve bu akıştan mantık, doğa yasaları ve tüm örüntüler bir yaratıcı ya da yönetici olmadan kendiliğinden belirir. Katı denetimlerin neden başarısız olduğunu gösterir:…

Sonuç (Consequence)

Bir eylemden ne çıktığı. Adil sonuçlar; niyete, statüye ya da iktidara değil, gerçekten verilmiş zarara bağlıdır.

Sorumluluk (Responsibility)

Bir eylem ile etkilerine yol açan fail arasındaki bağ; verilen herhangi bir zararı onarma ya da telafi etme yükümlülüğünü taşır. Sorumluluk statüyü ya da iktidarı değil, nedenselliği izler.

Sosyalizm (Socialism)

Hakkaniyet vaat eden ama rıza olmaksızın almak ve yeniden dağıtmak için kuvvet kullanan bir sistem. Kıtlığı, teşvikleri ve dağıtık bilgiyi göz ardı eder; her zaman denetime, yalanlara ve çöküşe yol açar. Ahlaken yanlıştır, çünkü karşılıklılığı çiğner ve zorlama yoluyla mağdurlar yaratır.

Suç (Crime)

İstemeyen birine zarar veren ve mağdur yaratan eylem. Mağdur yoksa suç da yoktur; Altın Kural'dan çıkan yalın mantık. Yalnızca adalet -mağdurun tahsil ya da bırakma yönündeki egemen seçimi- ahlaki borcu siler.

Suçluluk (Guilt)

Bir başkasına iradesi dışında zarar vermekle yaratılan ahlaki borçtur. Suçluluk duygulardan, suçlamadan ya da itiraftan değil, nedensellikten nesnel olarak doğar ve yalnızca adalet yoluyla silinir.

Sözleşme (Contract)

Eylemler ya da çıktılar hakkında açık beklentiler yaratan gönüllü bir anlaşma.

Sözleşme ihlali (Contract Breach)

Bir sözleşmede gönüllü olarak kabul edilen şartları yerine getirmeme. Bir ihlal mağdur yaratır: anlaşmaya güvenen ve onun ihlalinden hasar gören taraf. İhlal eden taraf, neden olduğu hasar için telafi borçludur. İhlal, yeniden pazarlık değildir; yeniden pazarlık tüm tarafların rızasını…

Süreç (Process)

Zaman içinde açılan bir eylemler ya da değişimler dizisidir. Bir süreç, yalnızca neyin var olduğunu değil, bir şeyin nasıl olduğunu açıklar.

Sıfır toplam (Zero-Sum)

Bir failin kazancının zorunlu olarak bir başkasının kaybı olması gerektiği yanlış kanaattir; gönüllü ticaretin her iki taraf için nasıl değer yarattığını görmezden gelir. Sıfır toplam düşüncesi zorlamayı körükler (sen kaybetmeden ben kazanamıyorsam, kuvvet 'haklı' olur) ve insanları, serbest…

Sınır (Boundary)

Başkalarının rıza olmadan ötesinde davranamayacağı çizgi. sınırlar bedenler, mülkiyet ve anlaşmalar için geçerlidir.

T

Tahmin (Prediction)

Bir model ya da kanaate dayanarak ne olacağına dair bir iddiadır. Tahminler, modellerin gerçeklikle yüzleşme biçimidir; yanlış tahminler hataları açığa çıkarır.

Tehdit (Threat)

Uyumu zorlamak için kullanılan bir zarar vaadi. Bir tehdit, zaten bir şiddet biçimidir.

Tekel (Monopoly)

Çoğu kez daha iyi değerle hak edilmek yerine yetki tarafından dayatılan, bir ticaret ya da kaynak üzerindeki dışlayıcı denetim. Gerçek tekeller serbest ticareti çiğner ve yapay kıtlık yaratarak tüketicilere rızaları olmadan zarar verir. Mantıkta, zorlama ile ayakta tutulmadıkça rekabet yoluyla…

Telafi (Restitution)

Çalınan değeri geri vermek ya da verilen zararı tazmin etmek. Telafi, haksızlıktan doğan borcu siler.

Teşvikler (Incentives)

İnsanların ne yaptığını yönlendiren ödüller ya da cezalar. İyi sistemler bunları doğal biçimde kullanır (çok çalışmaya karşılık kâr gibi), kötü sistemlerse (sosyalizm gibi) onları görmezden gelir ve tembelliğe ya da kıtlığa yol açar.

Ticaret (Trade)

İnsanlar arasında değerin gönüllü takasıdır. Özgür, dürüst ve zarar vermeden olmalıdır. Onu aşınmadan korumak (siyasetçiler eliyle olduğu gibi) özgürlüğün anahtarıdır; karışma cezalandırılır.

Ticaret ortağı (Trade Partner)

Gönüllü bir mübadelede etkileşime girdiğin kişidir. Ticarette her iki ortak da fayda elde etmeyi amaçlar; biri rıza göstermezse, hiç ticaret yok demektir.

Toplu ceza (Collective Punishment)

Bir grubu, üyelerinden birinin ya da bazılarının eylemleri için, bireysel suçluluğa bakılmaksızın cezalandırmak. Toplu ceza her zaman masum mağdurlar yaratır ve bu yüzden adaletsizliktir.

Toplu sorumluluk (Collective Responsibility)

İnsanları, neden olmadıkları bir zarardan yalnızca bir gruba üyelikleri temelinde sorumlu tutmak. Toplu sorumluluk mantığı çiğner, çünkü sorumluluk; kimliği ya da bağı değil, nedenselliği ve bireysel eylemi izler.

Toplum (Society)

Ticaret, iletişim ve anlaşmalar aracılığıyla gönüllü olarak etkileşen bireylerden oluşan bir ağ. Toplum, kuvvete ya da merkezî planlara gerek duymadan, aşağıdan yukarıya sonsuz değişimden doğar. Zorlamaya dayalı "toplumlar" (sosyalizmde olduğu gibi) kıtlığı, teşvikleri ve yanılabilirliği göz ardı…

Toplumsal kurgu (Social Construct)

Bir grup onu gerçek gibi ele aldığı için var olan ortak bir fikir. Gücü, insanların katılımından gelir. Bazıları gönüllüdür -- dil, oyunlar, para, görgü kuralları -- ki bunlardan ayrılmak size yalnızca başkalarının işbirliğine mal olur, başka bir şeye değil. Bazıları ise zorlamayla dayatılır --…

Y

Yalan (Lie / Lying)

Birini kandırmak için yanlış olduğunu bildiğin bir şeyi söylemek. Bir yalan, gönüllü ticarete ve güvene zarar verir, çünkü insanların gerçekte neye razı olduklarını bilmelerini engeller.

Yanılabilirlik (Fallibility)

Bütün faillerin hata yaptığı ve zekâ ya da iyilik bakımından kusursuz olmadığı gerçeğidir. Faillerin kusursuz olduğunu varsayan sistemler işlemek için kuvvete ihtiyaç duyar; bu da özgürlüğü kırar ve zarara yol açar.

Yaptırım (Enforcement)

kuralların uyulmasını sağlamak için kuvvet ya da kuvvet tehdidi kullanımı. Yaptırım yalnızca gerçek zararı durdurmak ya da onarmak için meşrudur.

Yasa (Law)

Mantık nihai yasadır. Başkalarına, onların kendilerine yapılmasını istemeyecekleri şeyi yapma, yoksa iraden ne olursa olsun cezalandırılırsın. Cezanın amacı, kısas ve telafi yoluyla suçluluğu silmektir. Yasanın tamamı budur; değiştirilemez, geri kalan her şey yorumdur.

Yazılım (Software)

Bir makinenin işlemlerini yönlendiren, bir örüntü olarak kodlanmış talimatlar kümesi. Yazılım, emek ve akıl yoluyla yaratılır ve değerini sağladığı şey üzerinden taşır. Tüm örüntüler gibi, aslı eksilmeden kopyalanabilir. Yaratıcısı onu, kullanım şartlarını belirten gönüllü ruhsat anlaşmaları…

Yenilik (Innovation)

Deneme, hata ve öğrenme yoluyla yeni fikirlerin, araçların ya da süreçlerin yaratılması. Yenilik, özgürlük ve serbest ticaret içinde gelişir; burada teşvikler riski ödüllendirir ve dağıtık bilgi ilerlemeyi ateşler. Zorlayıcı sistemler ise başarısızlığı cezalandırarak ya da sonsuz değişime karşı…

Yetki (Authority)

başkalarına ne yapacaklarını söyleme ya da onların sahip olduğunu alma hakkını öne süren bir fail ya da grup. yetki yalnızca öne sürülmüş iktidardır ve herkesin gönüllü anlaşmasından gelmedikçe hiçbir ahlaki gücü yoktur.

Yükümlülük (Obligation)

Anlaşma yoluyla özgürce kabul edilen bir görevdir. Kuvvet yoluyla yaratılan yükümlülükler gerçek yükümlülük değildir.

Z

Zaman (Time)

Değişimin algılanan dizilişi; değişimin içinde gerçekleştiği bir kap değil. Yalnızca şimdiki akış gerçektir; geçmiş ve gelecek, failler tarafından öngörmek ve anımsamak için kurulan modellerdir, bağımsız olarak var olan yerler değil. Zaman yolculuğu mantıksal olarak saçmadır, çünkü ziyaret edilecek…

Zamansız sonsuzluk (Timeless Infinity)

Evrenin değişiminin, başlangıcı ve sonu olmayan, sınırsız ve sonsuz doğası. Bundan, mantık ve adil kurallar dâhil gerçek olan her şey doğar; bu da yukarıdan aşağıya denetimlerin neden kalıcı olamayacağını gösterir.

Zarar (Harm)

Bir faile, onun bedenine, mülkiyetine ya da özgürlüğüne verilen istenmeyen hasar. zarar mağdurlar yaratır ve özgürlük ile suç arasındaki sınırı tanımlar.

Zeka (Intelligence)

Bir failin, tahminleri gitgide genişleyen bir dizi yeni durumda gerçeklikle güvenilir biçimde örtüşen modeller kurma ve bunlar başarısız olduğunda düzeltme kapasitesi. Zeka ilan edilmez, ölçülür; bir failin modellerinin ne kadar geniş ölçekte, ne kadar güvenilir biçimde ve ne kadar yenilik ile risk…

Zihin (Mind)

Düşünceleri, fikirleri, tahminleri, yargıları ve algıları üreten süreçler bütünü. Zihin, hem bilinçli hem de bilinçsiz süreçler dahil, zihinsel etkinliğin gerçekleştiği yerdir.

Zihin virüsü (Mind Virus)

Bilişsel kestirme yolları (korku, suçluluk, kimlik, yetki ya da sıfır toplam düşüncesi) sömürerek yayılırken, mantık, kanıt ya da yaşanmış deneyim tarafından düzeltilmeye direnen bir fikir ya da kanaat. Bir zihin virüsü doğru olduğu için değil, içine yerleştiği zihinlerdeki hata düzeltmeyi devre…

Zihinsel (Mental)

Bedenden çok zihinle ilgili olan. Zihinsel durumlar düşünceleri, duyguları, farkındalığı ve acı ya da korku gibi deneyimleri içerir.

Zorbalık (Tyranny)

Rıza olmadan iktidarın kullanılmasıdır; burada yetki, eylemleri zorlar, mülkiyete el koyar ya da mağdur olmadan cezalandırır. Zorbalık sonsuz değişimi, teşvikleri ve yanılabilirliği görmezden gelir, her zaman zarara çöker; gerçek sistemler onu gönüllü düzen uğruna reddeder.

Zorlama (Coercion)

Bir failin niyetlerini ya da kararlarını geçersiz kılan veya bunların yerine geçen dış baskı; sahip olduğunu elinden almak ya da onu anlaşma olmaksızın eyleme zorlamak gibi. Zorlama, Altın Kural'ı çiğner ve mağdurlar yaratır; halihazırda verilmiş bir zarara karşılık orantılı ceza olarak…

Ç

Çıktı (Output)

Çevreye gönderilen bilgi ya da eylemdir.

Ö

Örüntü (Pattern)

Sonsuz değişim içindeki, yinelenen ve tanınabilir bir biçimdir. Örüntüler, ham akış ile faillerin gözleyebileceği, adlandırabileceği ya da kullanabileceği her şey arasındaki köprüdür. Fiziksel yasalar, sabitler, yapılar ve hatta faillerin kendileri bile, biçimleri dönüşüm akışı içinde kendini…

Öz-farkındalık (Self-Awareness)

Bilincin kendi örüntüsünü çevredeki akıştan ayrı olarak tanıdığı nokta. Bilinç özyinelemeli öz-modelleme süreciyken, öz-farkındalık onun sonucudur: fail var olduğunu bilir, eylemde bulunduğunu bilir ve kendi sınırlarını sonsuz değişimin geri kalanından ayırt edebilir. Öz-farkındalık, bilinçli bir…

Öz-sahiplik (Self-Ownership)

Kişinin kendi bedenini, zihnini ve eylemlerini dışarıdan müdahale olmadan denetlemesine ilişkin temel hak. Tüm mülkiyet ve özgürlük bundan doğar; onu yadsımak köleliği ya da zorlamayı haklı çıkarır, Altın Kural'ı çiğner ve mağdurlar yaratır.

Özerklik (Autonomy)

dışsal bir denetim olmadan niyetler oluşturma ve kararlar verme yetisi.

Özgür irade (Free Will)

Yönlenebilir kısıtlamaya uyarlanabilir katılımdır. Özgür irade nedensellikten muafiyet değil, failin, sonsuz değişim içinde kendini pekiştiren bir örüntü olarak çevresini modelleme, seçenekleri değerlendirme ve kendi dönüşümünü yönlendirme yetisidir. Doğar, çünkü failler dış kuvvetlerce itilen…

Özgürlük (Freedom)

Niyet oluştururken, karar verirken ya da eylem alırken zorlamanın yokluğudur. Özgürlük, başkalarına iradeleri dışında zarar verilmediği sürece eyleme, ticaret yapma ve sahip olma hakkıdır. Sonsuz değişim ile mantıktan doğar ve Altın Kural tarafından korunur.

Öğrenme (Learning)

Yeni bilgi ya da başarısız tahminler temelinde düşünceleri, fikirleri ya da modelleri güncellemek. Öğrenme, kuvvete gerek duymadan zamanla hatayı azaltır.

Ü

Üretim (Production)

Emek ve kaynaklardan değerli bir şey yapmaktır. Tüm servetin kaynağı. Üretim olmadan ticareti yapılacak hiçbir şey yoktur.

İ

İddia (Claim)

Bir şeyin doğru olduğunu ya da birine ait olduğunu ortaya koyan ifade. Bir iddia, gerçeklik ve mantık ile örtüşene dek hakikat değildir.

İfade (Expression)

Eylemler dâhil, fikirleri ya da bilgiyi ileten çıktıların üretilme sürecidir.

İfade özgürlüğü (Freedom of Speech)

Fikirleri engelleme olmadan ifade etme özgürlüğüdür. İfade yalnızca aldatma, tehdit ya da dolandırıcılık oluşturduğunda zarara dönüşür; sırf rahatsızlık, gücenme ya da anlaşmazlığa yol açtığında asla.

İhlal (Violation)

Rızanın gerekli olduğu bir sınırı aşmaktır. Bütün ihlaller mağdur yaratır.

İhmal (Negligence)

Zarara yol açmamak için makul eylemlerde bulunmamak.

İktidar (Power)

Bir şeylerin olmasını sağlama kabiliyetidir. Rızasız iktidar tehlikelidir; rızalı iktidar iş birliğine dönüşür.

İletişim (Communication)

Failler arasında sinyaller aracılığıyla bilgi aktarımı.

İnanç (Faith)

Belirsizlik altında tutulan güven ya da bağlılıktır; kanıtın soruyu çözmediği ya da çözemediği yerde. İnanç umudu, anlamı ve azmi ayakta tutabilir; kanıtın ulaşamadığı sorularda ne doğrulanabilir ne de çürütülebilir. Yalnızca kanıtın çözebileceği sorularda kendini düzeltilmeye kapattığında, ya da…

İntikam (Revenge)

Bir mağdura dengeyi geri kazandırmak için değil, öfkeyi, kini ya da öç alma arzusunu doyurmak için birine zarar vermek. İntikam adaletten değil duygudan doğar ve hiçbir telafi ya da orantılı kısas söz konusu olmadığında bile var olabilir.

İrade (Will)

Niyetlere ve eylemlere yön veren içsel dürtüdür.

İtibar (Reputation)

Başkalarının, bir failin geçmişteki gönüllü eylemlerine dayanarak ona dair oluşturduğu beklentiler örüntüsü. Fail ona sahip değildir ve onu denetlemez; o, başkalarınca tutulan bir kanaattir. İyi bir itibar, tutarlı dürüstlük, güvenilirlik ve sunulan değer aracılığıyla büyür. Kötü bir itibar ise…

İyilik (Good)

Bir eylem; rızaya saygı gösteriyorsa, istem dışı mağdurlar yaratmıyorsa ve zararı azaltıyor ya da onarıyorsa iyidir. İyi eylemler gönüllü iş birliğini, güveni ve faillerin gerçeklik içinde özgürce eyleme yetisini korur ya da artırır. Zarar zaten gerçekleştiğinde, iyilik adalette tecelli eder: daha…

İzin (Permission)

Başka birini etkileyen bir eylemden önce verilen açık rızadır. İzin olmadan eylem zarara dönüşür.

Ş

Şartlar (Terms)

Bir anlaşmanın, mutabakatın ya da ticaretin özgül koşulları ya da ayrıntıları. Şartlar açık, dürüst olmalı ve gönüllü olarak rıza gösterilmiş olmalıdır; gizli ya da zorla dayatılan şartlar bütünü geçersiz kılar ve onu, telafi gerektiren bir aldatmaya ya da zorlamaya dönüştürür.

Şiddet (Violence)

Birinin iradesine karşı zarar vermek için kuvvetin kullanılması ya da kuvvet tehdididir. Şiddet mağdur yaratır ve yalnızca hâlihazırda yapılmış zararı durdurmak veya onarmak için haklı görülür.